Her birimizin gönlünde sıcacık yer etmiş ismi kulaklarımıza aşina Sevgili peygamberimizin müezzini Bilâl-i Habeşî (r.a) ve Sahabe-i Kiramdan bazıları Mekke’den Medine’ye hicret ettikten sonra hastalanmışlardı. Bu durumun Mekke’den hicret edenlerin Medine’nin havasına alışık olmadıklarından kaynaklandığı düşünüldü. Ancak kısa bir zaman sonra anlaşıldı ki muhacirleri hasta eden yalnızca değişen hava şartları değil vatanlarına duydukları derin özlem duygusuydu. Bilâl-i Habeşî hazretlerinin dudaklarından dökülen şu mısralar bunu bize açık bir şekilde gösteriyor.
Bir gece bile olsa Mekke"de bulunsam,
Sümbüller ve yavşanlarla bezeli bir dere kenarında uykuya dalsam.
Bir gün Mecenne pınarına varıp suya kansam,
Şâme ve Tafîl dağlarına doya doya baksam.”
Vatan insanın havasını, suyunu, toprağını benimsediği maddi manevi kendini bağlı hissettiği yurdudur. Vatan sevgisi insanda fıtridir. Yani her insan gönlünde bu sevgiyle dünyaya gelir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz hicret esnasında Mekke’ye dönüp şu Hadis-i Şerifi söylemiştir. “(Ey Mekke!) Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim."(Tirmizî, Menâkıb, 68)
Bizim dinimizde vatanını savunmak yüce bir görevdir. Peygamber Efendimiz vatanını savunmak için nöbet tutan askerin durumunu şöyle bildirmiştir. “Bir gün ve bir gece nöbet tutmak, bir ay oruç tutup geceleri namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Şayet (kişi nöbette) ölürse yapmakta olduğu işin sevabı devam eder, rızkı da devam eder ve kabirdeki sorgu meleklerine karşı güven içinde olur.”(Müslim, İmâre, 163)
Diyanet vakfımızın insani yardımlarını ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için görevli birçok arkadaşımız, hocamız bu gün memlekete dönerken dünyanın her yerinden vatansız, yurtsuz insanların trajedilerini de gönüllerine yükleyip dönüyorlar. Arakan’lı vatansız annelerin Bangladeş sınırında çocuklarını açlığı unutsunlar diye sürekli uyuttuklarını, vatansızlaştırılmış ve bu sebeple dünyanın hiçbir yerine ait olmayan ama yine de bin bir umutla kendilerini güvende hissedecekleri bir çatı arayan milyonlarca Suriyelinin dramını hepimiz az veya çok biliyoruz. Dünyanın bugün içinde bulunduğu durum bize açık seçik tekrar öğretti ki vatan ve onun bağımsızlığının simgesi bayrak, Arif Nihat Asya’nın dizelerinde haykırdığı gibi tarihimiz, şerefimiz, her şeyimiz.
Bu gün yine bir 15 Temmuzun yıldönümünü yaşarken her birimizin temennisi Allah’ın bize böyle bir geceyi tekrar yaşatmaması yönünde. Ancak bunun gerçekleşmesi için hepimizin üzerine düşen vazifeler var. Bunların en başında milli ve manevi değerlerimizi hayatımızda yaşamak ve onları çocuklarımıza aktarmak geliyor. Dini bilgiyi güvenilir kaynaklardan alıp Kur’an-ı Kerim’in rehberliği ve Peygamber Efendimizin önderliği ışığında dinimizi yaşamalı ve dini, milli duygularımızı istismar etmek isteyen hiçbir kişi ya da guruba itibar etmemeliyiz.
15 Temmuz gecesi şehadet mertebesine ulaşan tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.